|
TÜRK
MİLLİYETÇİLİĞİ'NİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ'NİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİNİ
ANLAMAK İÇİN YÖNTEM
Türkler
,bilinen tarih boyunca varolan ,varoldugunun ve tarih
suurunun mahseri vicdaninda makes buldugu bir topluluktur. Türklerin
tarihteki bulunma ve varligini ilk andan itibaren
"millet" kavramiyla adlandirilip
adlandirilmayacagi ilmen ve tarihen tartisilabilecek bir
konudur. Ancak bir gerçeklik olarak her kavmin ve hatta her
boyun ,diger kavim ve boylara karsi,her zaman kendi
farklilik ,kimlik ve varligini devam ettirmek olarak tesekkül
eden hislerinin ,millet veya milliyet fikrinin insiyaki
baslangiç noktasi olarak ele alinmasi mümkündür. Dahasi
buradan baslamak ,gerek millet anlayisi ve gerek kimlik
tartismalari bakimindan olmazsa olmaz kaziyyedir ,arsimed
noktasidir. Bu sekilde biz ve onlar ayirimindan ,insanlikla
beraber var olan farklilik noktasi nazarindan kalkilmadikça
ilmen , tarihen ve mantiken millette dahil her türlü
sosyal kimlik tartismasi anlamsiz olacaktir.
Bu itibarla Türklük
duygu ve suurunun Türk kavim ve boylarinda ,her zaman
varoldugunu ifade edebiliriz. Tabiatiyla bu ifademiz ,indi
bir mülahazadan ibaret degildir. Evvela yukarida isaret
edilen kaziyeye dayanir. Saniyen mantikidir. Salisen tarihi
bir gerçektir. Yani tarihi vesikalara dayanir. Bu vesikalar
,yazili tarih öncesinden sifahen ta günümüze kadar
intikal eden destanlardir. Bu vesikalar ,Göktürk devrinden
kalma bilinen ilk yazili Türk ve Türkçe metinler olan
Orhun Abideleridir…Bu vesikalar ile beraber tarih boyunca
ortaya çikan türk siyasi organizasyonlari ve devlet
gelenegide iddiamizi destekleyen argümanlardir.Simdi bu argümanlari
yakindan inceleyerek açiklamaya çalisalim.
Konu üzerinde
metodolojik bir izah yapmak uygun olacaktir. Destanlar,
kitabeler ve siyasi tarih üzerine daha yakindan egilirken
sadece Türklerin ne zamandan beri varolduklari ile degil
nasil varolduklari ile de alakadar olacagiz. Böylece Türklerin
varolusuyla beraber tesekkül etmeye baslayan tarih suuru ve
milliyet fikrinin yönlendirici unsuru olan Türk kimlik
kodlari ile siyasi kültürünün sergilenmesi mümkün
olabilecektir.
Siyasi kültür,bir
toplulugun siyasi düsünüs ve davranislarini ,siyasi
kurumlarini ve en genis anlamiyla siyasetini biçimlendiren
etmenlerden biri olarak ,siyasi geleneklerin ,egilimlerin ve
hislerin temel fikri kodlarin toplami olarak tanimlanabilir.
Bir baska deyisle
,siyasi kültür ,toplulugun siyasi nesnelere karsi bilissel
yönelis ve tutum alis kaliplaridir. Burada siyasi
nesnelerle kastedilen vatan,millet,devlet,dost-düsman,farkli
toplum ve siyaset öznelerine bakislari,hürriyet ve
egemenlik anlayislari,insan haklari, anayasa, partiler,
muhalefet, ordu, ülkenin siyasi tarihi,hukuk gibi temel
kavramlardir. Gelenekler,kollektif tarihi
hatiralar,duygular,normlar,semboller tarafindan belirlenen
bu yönelis biçimleri,siyasi davranis egilimleri olarak
tezahür eder.
Siyasi kültür
bir-iki özellige indirgenemez,ama bazi ögelerin daha
belirleyici ve merkezi bir konumda bulundugu,ötekilerinde
bunlardan belli bir iç tutum ve tutarlilikla türedigi bir
özellikler bütünü olarak düsünülebilir. Bir siyasi
tahlil araci olarak siyasi kültür yaklasimi ,konunun
gelisimini daha iyi ve temel eksende anlama imkanini bize
veriyor.
Konuyu çevreleyen
teorik ,kavram ve teknik tartismalara girmeden burada su
kadarini söyleyebilirizki ,siyasi kurum ve sistemlerin
incelenmesinde iktisat ,siyaset ,hukuk yaninda ,sosyo-kültürel,fikri
ve ideolojik etmenlere de yer verebilmeyi mümkün kilan
siyasi kültür yaklasimi çalismamiz için yol gösterici
bir yaklasimdir.
Siyasi kültür
yaklasimini yeglemek ,siyaset felsefesi üzerinde bir nebze
durmamizi icbar etmektedir. Çünkü ,"iyi toplum
nedir?Adil toplum hangisidir?" sorularinin cevabinin
arandigi siyaset felsefesi ,siyasi kültürden bagimsiz
olmadigi gibi ,siyasi kültür yaklasimini kullanabilmek ve
milliyetçilige nüfuz edebilmek için siyaset felsefesinden
bahis açmak icap etmektedir.
Siyaset
incelemelerinin uzun bir tarihi vardir. Yaklasik ikibinbesyüz
yillik tarihi olan siyaset incelemeleri ,tarihteki bütün
uygarliklarin bilgi ve kültür birikimlerinin temalari
olmasi bakimindan evrenseldir. Buradaki evrensellik konunun
evrenselliginden gelir. Yani ,bütün zamanlarda bütün
toplumlarda geçerli olmasindan. Siyaset kavraminin ve
siyaset yapma anlayisinin zamanlar boyunca ve toplumdan
topluma degisen bir muhtevasi olsa da,degismeyen bir
mahiyeti bulunmaktadir. Toplumun oldugu her yerde bir
farklilasma ve bu farkliliklardan kaynaklanan bir birarada
yasama problemi vardir. Dolayisiyla siyaset sözkonusudur.
Toplum halinde
yasama,dolayisiyla baskalariyla bir arada yasama
mecburiyeti, insanin kendi hayatini devam ettirebilmesi ve
hayatinin gayelerine ulasabilmesi ile bunlara yönelik
tehlikelerden bertaraf edilebilmesi için,bir "insan
anlayisi" nin ,projenin gündeme getirilmesini
gerektirir. Siyaset veya siyaset felsefesi iste bu insan
anlayisini ,projesini uygulamaya yönelmek demektir. Yoksa
siyasetle ilgilenmek amaçsiz bir ugras olamaz.
İnsan anlayisinin ,insanin ne oldugu ,neye hakki
bulundugu,ne yapmasi,ne olmasi gerektigi ve ne
yapabilecegine iliskin cevaplari nedir,dünya üzerinde ve
diger varliklar karsisinda yeri nedir; Tanri önündeki
durumu nedir,bu bakimdan Tanri’nin bir aracimi yoksa
kendine ait ve degerleri olan müstakil bir varlikmidir? İnsan
neyi bilebilir.Ne kadar bilebilir? Bilginin yapisi nedir?
Bütün bu
sorularla beraber siyaset ve devlet anlayisinin dayanmasi
gereken "iyi" ile "kötü"yü
birbirinden ayiran degerlerin olmasi gerekir. Dolayisiyla
ahlaki bir temelin olmasi gerekir.
Bunun disinda hiçbir
siyasi felsefe,bireyin toplum içindeki konumu ,haklari ve
bu haklari bakimindan devlet karsisindaki durumu,devletin
varliginin mesrulugu ,eger varligi mesru ise faaliyet
alaninin genisligi ve hangi tür isleri yapabilecegi ,gücünün
siniri gibi konularda tutarli görüsler ortaya koymadikça
ciddiye alinmaz. Bütün bunlar siyaset felsefesinin bir
"felsefe sistemi"nden ilham almasi gerektigini gösterir.
Bir felsefi
sistemin tutarli bir alt sistem özelligi göstermeyen
siyaset anlayisi, birbiriyle baglantisiz,hatta birbirleriyle
çelisen bölük-pörçük fikirlerden meydana gelen sözde
siyasetlere,projelere,programlara sebep olur. Bu gibi
yaklasimlarda illede bir felsefe ararsak herhalde en
uygunlarindan biri pragmatizm olsa gerektir.
Fakat
denilebilir ki,her siyaset yaklasimi ,bilinçli veya bilinçsiz
olarak bir dünya görüsüne dayanir. Bu pek dogru
degildir. Çünkü böyle bir derleme kaçinilmaz olarak
,birbirinden çok farkli olmasi muhtemel temel görüslerden
etkilenen önerileri,tamamen tesadüfi bir sekilde biraraya
getirdiginden,bunu ileri sürenler birbirleriyle çelisen öneriler
sunduklarini bile farkedemezler. Bu ise çok defa çikmaza
girmis bir yaklasim demektir. Bunun arkasindan da o
yaklasimin gönüllü aktörlerini hayal kirikligina
ugratabilecek bir deger bosvermisligine sürükleyebilir. Böylece
yozlasmis ve degerlerden soyulmus bir toplum ve siyaset
anlayisi meydana gelebilecektir. Bundan dolayi her fikir ve
siyasi yaklasim ,toplumun kültür kodlarina ve siyasi kültür
egilimlerine uygun,en azindan bunlari dikkate alan tutarli
siyaset felsefelerinden hareket etmelidir.
|