Milli mücadeleye destek verenler hatta yönetenler
arasinda hem Yttihat ve Terakki hem de Türk Ocagi gibi Cumhuriyet
arifesinin en güclü teskilatlarinin özel bir önemi ve agirligi
vardir. Bu bizzat mücadelenin ön saflarinda savasma ya da fikri
destegini saglama seklinde tezahür etmistir. Milliyetçi/Türkçü
entellektüeller milli mücadelenin bir devami olarak Anadoluda
ortaya çikan devletle fikirlerinin hayata geçme imkanina
kavustugunu düsünmüslerdir. Yeni durumun Türk milletinin yasama
ve kalkinma azmini temsil ettigine ve bunun da son tarihi firsat
olduguna samimi bir sekilde inanmislardir. Türk Ocaklari’nin 1931
yilin da kapandigi zamana kadar yeni kurumlarin ve politikalarin en
güçlü savunucularindan biri olmasi, öncelikle bu inançlarindan,
yani realiteyi yorumlayis sekillerinden kaynaklanmaktadir. Yine
birlik ve beraberligin özellikle geçis dönemlerinde hayati bir önem
tasidigini tartismasiz kabul etmeleri bu konumlarini pekistirmistir.
Miliyetçilik, ister istemez hem yönetici
kadrosunun zihniyet dünyasini çevreleyen hem de devletin hamurunu
olusturan ana fikirdir. Buna bagli olarak Cumhuriyetin kurucularinin
öncelikli amaci, yeni milli devlete ve bu devletin hedeflerine
meruiyet saglayacak bir "ideolojinin" yaratilmasi ve
Osmanlinin son döneminden itibaren gelismeye baslayan milli
bilincin köklestirilmesi olmustur. Ziya Gökalp ile Yusuf Akçura’nin
öncülügündeki Türkçü/ milliyetçi fikir akimi bu açidan
belli basli esin kaynaklariydi. Dayanismaci yani agir basan sosyal
ve ekonomik politikalarda ( halkçilik ve devletçilik ) da ayni çizgiyi
görmek mümkündür.
Gökalp, Yleri Gazetesi’nde 1922 yili içinde
yayinlanan bir makalesinde milli mücadelenin önemini söyle
anlatmaktadir:
" Biz hakiki bir millet gibi yasamaya ancak
Milli Misakimizin dogmasiyla basladik. Zaten bes on seneden beri gençlik
arasinda belirmeye çalisan milli mefkuremizin resmi ve siyasi bir
kiymet olmasida milli misakimizin dogmasiyla basladi.
O halde, Milli Misakimizin feyizli semeresini
Yunan ordusunu maglup ederek mukaddes yurdumuzdan kovmaya münhasir
görmemeliyiz. Milletimizi içtimai vicdanin suursuz tabakasindan yükselterek
suurlu tabakasina çikaran ve ona saltanat ve hakimiyet hakkinin
bizzat kendisinde oldugunu anlatan da yine Milli Misakimiz degil
midir?…"
Bir yabanci yazarin belirttigi gibi, Türk
milliyetçiliginin en önemli "iç sorunlarindan" birinin,
Osmanli devletinin Bati karsisinda devamli gerilemesinin iyice
sarstigi "öz güven" ve "kendine saygi"
duygusunu yeniden kazanmasi oldugunda süphe yoktur. Milli mücadele
ve daha sonrasindaki gelismelerin bu açidan hayati bir rolü
bulunmaktaydi. Türk milliyetçileri bu konuda basarili olmuslardir.
Hem milli mücadelenin kazanilmasinda hem de temel bir ihtiyaç olan
siyasi otoritenin tesis edilmesinde çok önemli görevler üstlenmislerdir.
Milliyetçi söylem de öz güvenin kazanilmasinda teme kaynaklardan
birini olusturmustur.
Buna ragmen özellikle Ziya Gökalp’in
fikirleriyle/projeleriyle 1923 yili sonrasinin tamamen çakistigini
söylemek yaniltici olacaktir. Diger bir çok Mesrutiyet döneminde
yetisen entellektüelde oldugu gibi Gökalp de bas döndürücü
hizdaki gelismelerin yasandigi bir ortamin içinde yasamis biriydi.
Fikirlerinin ana temasinda bir farklilik olmasa bile bazi
degisiklikler göze çarpiyordu. Hilmi Ziya Ülken’in "Türkiye’de
Çagdas Düsünce Tarihi" isimli eserindeki bu konuyla ilgili
degerlendirmesi oldukça açiklayicidir:
"Gökalp Türk sosyolojisinin kurucusudur.
Ana kavramlari getirmis ve Fransiz sosyoloji ekolüne sadik bir ögretim
teskilati yapmistir. Teorik alanda kurdugu esaslara dayanarak
tarihimizi incelemeye kalkmis, sosyolojik, tetkikin ilk örneklerini
vermistir. Kaynaklarinin yetmezligi ve genellestirme meraki yüzünden
bazi dokunulacak noktalari da olsa genis hatlari ile degerini
saklamaktadir… Gökalp ayni zamanda bir reformcudur. Bütün içtimai
sorulari bu açidan cevaplandirmistir. Bu uzlasma sekli dogmasaydi
modernciler ile Türkçüler ve Yslamcilarin arasinda gerginlik
devam eder ve sorular cevapsiz kalirdi. Fakat siyasi olaylar
reformcunun tasarisindan daha hizli gelistigi için Gökalp’in 4-5
yil içinde kendi planinda birkaç defa düzeltme yapmasina sebep
oldugu gibi, son yillarinda baslayan içtimai devrimler silsilesi
reform tasarilarina hiç uymayan sekilde gelismistir. 1924-1929
yillari arasinda tesirleri gittikçe darlasarak devam etmistir. Büyük
düsünürün bütün fikirlerinin toptan ele alinmamasi, yayinlari
arasindaki evrimin görülmemesi yanlis anlasilmasina sebep
olmustur…"