|
MESRUTiYET DÖNEMiNDE MiLLiYETÇiLiK VE iTTiHAT
VE TERAKKi
ittihat ve Terakki
Türkiye’nin yakin tarihine hakim olmus ve damgasini vurmus ilk ve
en büyük siyasi teskilattir. ittihat ve Terakki II. Mesrutiyetin
ilan edilmesini saglayan, akabinde giderek artan ölçülerde
iktidara sahip olan ve nihayetinde ülke kaderi üzerinde mutlak
hakimiyet tesis eden fikradir.
Mamafih ittihat ve Terakki sadece bir siyasi
firka veya parti degildi. Türk siyaset ilminin ve siyasi tarihinin
kurucu babalarindan Tarik Zafer Tunaya’nin ifadesiyle "Bir
tarih döneminin ve de bir kusagin bütün sorunlarini yüklenmis ve
yansitmis bir ‘Cemiyet’ti. Bir Partiden öte bir seydi."
Tunaya, baska bir yerde de söyle demektedir: "İttihat ve
Terakki, hem bir devri, hem bir kusagi kapsar ve hayale kadar varan
isteklerin gerçeklestiricisi olmaya çalisan bir siyasal partinin
de adi olmustur."
İttihat ve Terakki’nin teskilati ile kadrosu,
kendilerinden önceki genç Osmanlilarin, Osmanli modernlesmesinin
bir ürünü olan egitim kurumlarinin, kültürel veçheri milliyetçilik
hareketinin, Osmanli devletinin meseleleri ve buna aranan hal çareleri
tecrübelerinin izlerini tasimaktadir. İttihatçilik kültürel veçhesinden
etkilendigi milliyetçiligin siyasi kanadinda yer almakla kalmamis,
kültürel milliyetçiligin gelismesine katkida bulunabilecek planli
desteklerde bulunmustur.
1908 yilinda baslayan II.Mesrutiyet dönemi ayni
zamanda Osmanlinin son 10 yilina tekabül etmistir.İlber
Ortayli’nin ifadesiyle imparatorlugun en uzun son yüzyilindaki Sükrü
Hanioglu’nun ifadesiyle en uzun son 10 yili bu II.Mesrutiyet dönemidir.
Bu dönem İmparatorluktan milli devlete geçisi, Osmanli’nin
tasviyesiyle Cumhuriyet’in inssasini hazirlayan dönemdir. Ve bu
itibarla Cumhuriyet tarihinin özellikle kurulus dönemi ile fikir
akimlarini anlayabilmek bakimindan II.Mesrutiyet bir tür siyasi ve
tarihi labaratuvar olarak degerlendirilebilir.
Biz bu labaratuvara milliyetçiligi siyaseten ve
tarihen anlayabilmek için girecegiz. Dolayisiyla II.Mesrutiyet dönemi
ile İttihat ve Terakki’yi tafsilati ile anlatmadan resmettigimiz
milliyetçiligin tablosundaki yeri kadar ele alacagiz.
ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1890 tarihli
nizamnamesinde, cemiyetin kurulus amaci söyle ifade ediliyor:
" Hükümet-i haziranin adalet, müsavat, hürriyet
gibi hukuk-u beseriyeyi ihlal eden ve bütün Osmanlilari Terakkiden
men ile vatani ecnebi yedd-i tasallut ve itizabina düsüren usuli
idaresinin İslam ve Hristiyan vatandaslarimizi ikaz maksadiyla
kadin ve erkek bircümle Osmalilardan mürekkep, Osmanli İttihat ve
Terakki Cemiyeti tesekkül etmistir."
Tesekkül eden bu gizli cemiyet daha sonra
kurulmus diger irili ufakli cemiyetlerle birlesmek suretiyle Osmanli
cografyasindaki en güçlü teskilat haline gelmistir. Cemiyetin
asil merkezi Selanik’te üstlenmis olup esasen büyük ölçüde
genç subaylari ve bir ölçüde de genç memurlara dayanmaktadir.
Hatta artik, "Rumeli’de İttihatçi olmayan bir subay bulmak
imkansizdir." İttihatçilik Balkanlardaki ayrilikçilarla mücadelerden
kaynaklanan Balkanli bir ruhla dolmustur. Bu yüzden İttihat ve
Terakkinin nüfus kagidinda Balkanlarin yazdigi söylenebilir.
ittihat ve Terakki’nin Balkanliligi siyasi,
sosyal ve tarihi zemini olan bir realitedir. Bu realitenin bazi
olumsuz veçheleri de vardir, ki bunlar, komitacilik, partizanlik
olarak özetlenebilir. İttihatçilar Yunan, Bulgar ve Sirp
komitaciligina karsi mücadele ettiginden, Osmanli müslümanlarini
ve Türklerini korumasiz olarak görüyorlardi. Dolayisiyla
kendilerini Müslüman ve Türkleri koruyan bir mukaddes cemiyet
olarak görmektedirler. Bu yüzden de İttihatçilar kendilerine
katilmayan herkesin vatanseverliklerinden süphe duymus, hatta
kendilerine muhalif olanlara vatan haini muamelesi yapmislardir. Bu
tavir partizanligi ve siyasette sertlesmeyi getirmis, İttihatçi
olmayanlarda memleketteki her yanlis isten ittihatçilari suçladiklarindan
II. Mesrutiyetin hürriyetçi ortamini devam ettirmek mümkün
olmamistir. Ayrica "Hürriyet"i kendi ayrilikçi amaçlarina
alet etmek isteyenlerin varligi da hürriyet ortamina menfi tesir
etmistir.
II. Mesrutiyet ilk ilan edildiginde fevkalade müspet
bir hava olmustur. Bir tarihçimizin ifedesiyle:
" Dünyada pek az hareket Osmanli
Mesrutiyeti kadar büyük ümitler dogurmustur ve keza pek az
hareket dogurdugu ümitleri bu kadar çabuk ve kati olarak bosa çikarmistir."
Bu hayal kirikligini ve Osmanli’dan
milli devlete geçisin isaretlerini Ziya Gökalp’in bir siirinde müsahade
edebiliriz.
" Bir ülke ki topraginda, baska ilin gözü
yok, Her ferdinde mefkure bir, lisan, adet, din birdir.Meb’usani
temiz, orda Bosolarin sözü yok,Hudunda evlatlari, seve seve can
verir; Ey Türkoglu, iste senin orasidir vatanin!"
Siirde ismi geçen Bosol efendi, Osmanli Meclis-i
Mebusan’inda mebus olarak bulunmus ve ayrilikçi faaliyetleriyle
taninmis bir isimdir.
II Mesrutiyet dönemiyle İttihat ve Terakki
Yusuf Akçura’nin Üç Tarz-i Siyaset’te koordinatlarini çizdigi
Osmanlicilik, İslamcilik ve Türkçülük arasinda gidip gelmistir.
Degisen sartlar ve "Devletin kurtarilmasi" kaygusu ile
Üç Tarz-i Siyaset arasinda tercihen ziyade mecburiyet saikiyle
karar kilinacaktir. Bu kararda imparatorlugun 1870-1920 yillari
arasinda sahibi oldugu topraklarin ve hakimiyet alanlarinin
%85’ini, nüfusunun%75’ini kaybetmis olmasi tayin edici bir
mevki kazanacak, elde kalan toprak ve nüfusun karakteristikleri Türkiye-yi
"milli devlet" güzergahina yerlestirecektir.
Milli devlet güzergahina ray döseyenler, siyasi
gelismeler yaninda kültürel milliyetçiler olmustur. Milliyetçiler
parlementoda ve siyaset küresinde milliyetçilikten intina ederken
kültürel ilmi sahalarda ise milliyetçilik boy vermektedir;
"(…)Her türüyle-siyasal, ekonomik, sosyal-Türk milliyetçiligi
yayinlarin konusu olmustur. Milli iktisat, milli cografya, milli
tarih, milli edebiyat, milli müzecilik, milli filmcilik gibi müesseseslerin
kuruluslari her firsatta müjdelenmekdir."
|