Ziya Gökalp’in fikirlerinin izahina geçmeden
önce, bununla dogrudan iliskili olan hayatina kisaca bir bakmak ögretici
olacaktir. Gökalp, 23 Mart 1876 tarihinde Diyarbakir’da dogdu.
Diyarbakir bölgesi Türkler’in Anadolu’ya gelisiyle Türk
iskanina açilan yerlerdendir. Arap, Fars ve Türk medeniyet
havzalarina, Kadim Mezopotamya medeniyet kaynaklarina yakin, ticaret
yollari üzerinde yer alan bir sehirdir.
Diyarbakir’in cografi ve kültürel konumu, kültür
ve egitim sahasindaki canlilikla birlesince, bunun yeni yetisen
nesillere tesiri müspet yönde olmustur. Babasi da mevki ve
fikirleri itibariyle Gökalp’in yetismesinde etkili olmustur.
Tefvik Bey, I. Mesrutiyet döneminde liberal ve vatanperver yazilar
nesretmis bir memurdur. Ogluna da hürriyet, vatan ve Namik Kemal
sevgisini asilayan odur. Onun Gökalp’e etkisini anlayabilmek
bakimindan Gökalp’in kendi ifadelerine basvurabiliriz:
"Simdi asil meseleye gelelim. Daha ondördüme yeni giriyordum.
Birgün babam bir dostuyla konusuyordu. Dostu ona, benim okumaya
olan merakimdan bahsetti. Tahsil için Avrupa’ya gönderilirsem,
memlekete bir alim yetisebilecegimi söyledi. Babam dedi ki:
" - Tahsil için Avrupa’ya giden gençler
yanliz Avrupa ilimlerini ögrenebilirler. Milli benliklerinden aciz
kalirlar. Medreseye girenlerde iyi hoca bulurlarsa, milli ve dini
irfanimiza az çok vakif olabilirler. Fakat bunlar da Avrupa
ilimlerinden mahrum kalirlar. Bence memleketimize en faydali
alimler, bizim için müstacelen bilinmesi lazim olan hakikatleri
bilenlerdir. Bu hakikatler ne Avrupa ilimlerinde, ne de milli
bilgilerimizde mevcuttur. Gençlerimiz bir taraftan Fransizca’yi,
diger taraftan da Arabi’yi ve Farisi’yi iyi ögrenmeli. Ondan
sonra hem Garp ilimlerine, hem Sark bilgilerine mükemmelen vakif
olmali. Sonra da bunlari mukayese ve telifle milletimizin muhtaç
oldugu büyük hakikatleri çikarmalidir. Yste eger ömrüm vefa
ederse ben Ziya’yi bu surette yetistirmeye çalisacagim."
"Zavalli babacigim bu sözleri söyledikten
sonra bir sene bile yasamadi. Binaenaleyh programini tatbik edemedi.
Fakat bu sözler mukaddes bir vasiyetname mahiyetinde olarak ruhumda
celi yazilarla mahkuk kaldi. Bu vasiyetnameyi ömrümün hiçbir
aninda unutamadim. Ve unutmayacagim zira bu sözler hayatimda büyük
bir inkilaba bais oldu."
Gökalp, babasinin programini takip edemesede az
çok bu yönde bir egitimi Diyarbakir’da aldi. Jön Türklerin
etkisiyle Avrupai fikirlerle münasebet kurarken, bir yandan Asik
Garip, Sah Ysmail, Kerem ile Asli, Köroglu gibi halk edebiyati
eserlerini okudu, diger yandanda Gazali, Ybn Sina, Ybn Rüsd gibi
Yslam filozoflari ile Ybn Arabi, Celaleddin Rumi gibi
mutasavvuflarin fikirlerini ögrendi. Diyarbakir’da iken Yttihat
ve Terakki Cemiyeti ile irtibat kuran Gökalp, II. Mesrutiyet
sonrasinda bu cemiyetin merkez-i umumi üyeligine seçilecektir.
Diyarbakir’dan Ystanbul ve Selanik’e giden Gökalp,
siyasi bir kimlige sahip bulunsa da, güncel siyasetin disinda
kalacak ve fikri-kültürel alandaki ugrasini sürdürecektir.
1911-1912 yillarinda Selanik’teki Yttihat ve Terakki Sultanisine
felsefe ve sosyoloji hocasi olarak tayin edilen Gökalp, daha sonra
Darülfunun da ve Türkiye’de sosyoloji kürsüsünü ilk kuran
kisi olacaktir.
Gökalp,Genç Kalemler Türk Yurdu,Halka Dogru,
İslam Mecmuasi, İçtimaiyat Mecmuasi gibi dergilerde yazmis ve
bunlar, devrin bütün aydinlarinin hararetle takip ettigi yazilar
olmustur. I. Dünya savasindan sonra sürüldügü Malta’dan döndükten
sonra Diyarbakir’da çikardigi küçük dergi de ayni hararetle
okunmus, Gökalp Diyarbakir’dan Ystanbul’daki Türk fikir
hayatini adeta yönlendirmistir.
Gökalp, 25 Ekim 1924 de vefat ettiginde TBMM
ikici dönem Diyarbakir millet vekiliydi ve esiyle üç çocuguna
emekli ayligi disinda serefli bir manevi miras birakmisti.
Türk milliyetçiliginin tarihinde "Milli mütefekkir"
Ziya Gökalp’in mümtaz bir yeri oldugu herkesçe bilinmektedir.
Bilinen bir baska sey de Gökalp’in Türkiye’de ilk sosyolog
oldugu, üniversitede o zamanki adiyla Darülfünun da ilk sosyoloji
kürsüsünü kurdugudur. Türkiye’deki dil, edebiyat, tarih,
sosyoloji, iktisat, hukuk, hasili hemen hemen bütün sosyal
bilimleri Türk milliyetçileri kurmus ve inkisaf etmislerdir. Ne
yazik ki son yillarda Türk milliyetçileri bu alandaki öncülük
konumlarini kaybetmisler ve bu kaybedis, Türkiye’deki sosyal
bilimlerin problemlerini, mesruiyet krizlerini ve toplumla
irtibatsizligini beraberinde getirmistir.
Türk milliyetçiligi, Türk milletinin medeniyet
bayraktarligini yaptigindan, Türk milliyetçileri de entellektüel
kapasiteleri ve medeniyet davasina yaptiklari katkilarla dikkat çekmislerdir.
Ziya Gökalp’in yaninda, Yusuf Akçura, Fuat Köprülü, Ahmet
Agaoglu gibi burada sayamayacagimiz kadar çok sayida isim sadece Türk
milliyetçiliginin degil Türk fikir hayatinin ve medeniyet
davasininda birer simgesidirler.